Images

SEN NE İSTERSEN O SUN (1)

Maillerini gözden geçirirken dikkatini neden çekti bilinmez? Geçirdiği berbat günün etkisi olabilirdi, belkide sözcükler güzel gelmişti. Ne istersem o muyum? diyerek tıkladı. Açılan sayfanın göz alıcı renkleri içinde farklı bir boyutta sıralanmıştı sözcükler. Altında ki açıklamada kişiye özel farklı bir oyun denemesi olduğu, yedi kişi arasında, o gün belirlenen zamanda ve oyuna başlama sırası ile katılabilen bir oyundu. Oyuna ilk başlayan kişi an itibari ile ne olmak istediğini belirliyor, diğer oyuncular onun kurguladığı, olduğu karaktere kendince en uygun olanı seçiyorlardı. Süreyi oyuncular belirliyordu, olmak istediklerini oldukları anda sistem işliyor ve oyunu bitirerek oyun dışı kalıyorlardı. Her oyunda oyunun galibi ancak dört kişi oluyor, son üçe kalan kişi oyunu kaybetmiş sayılıyor ve günün oyunu sona eriyordu. Oyun meraklısı biri değildi, ilgisini çekmişti belki de oyun şartları, alttaki yanıp sönen oyuna dahil olan kişi dokuz hafta boyunca oyuna dahil olmak zorundadır. İbaresiydi. İstemsizce şartları okudum ve kabul ettim ibaresini tıklayıp, önünde açılan sayfaya baktı boş bir alan vardı. Ne olmak istiyorsun? ibaresi çıktı ve kayboldu. Ardından, Yaz! ibaresi geldi ve bir sayfa açıldı önünde açılan sayfa da yazılan yazıyı okumaya koyuldu.

Sahnedeki başrol oyuncusu Clano de Bergeracdır. Uzun burnu zamanının kıyafetleri ile iki yanından ağır bordo rengi kadife perdelerin olduğu büyük bir sahnede boş koltuklara baka kalmıştır.
Images

Zweıg'le Starbucks'ta Satranç



   Soğuğun böylesi görülmemişti uzun süredir bu mevsimde, hem ne vardı yana yakıla o kitabı arayacak, Bozkır Kurdu'da bozkırında kalsaydı ya. Bilmem kaçıncı sahafta çalan telefonun melodisi, adrenalini neden hissettirir ki? Bekleteceğin in Zweing'e dönüşeceğini bilse, birkaç sahafı es geçerdi belki de. Olsun beklesin koskoca bir Eylül'le baş etmişti birkaç dakikanın sözümü olurdu. Rakibin inatçılığı, kafasındaki sorular, cevabı bulabilecek miydi? Yedinci sahafta kitabı bulup Starbucks'tan girerken logosundaki karakterle uyumunu düşünürken yakaladım kendimi, Starbucks ada olarak daha anlamlı oluyordu.
Images

Mavi Çaydanlık

Mavi çaydanlığın kapağını açtım, içinden kırk yıllık demlenmişliğiyle sen çıktın dedem. Kırk yıl acıtmamıştı o iki yılı, seninle yaşadığım çocukluğumu tüm tazeliğiyle buram, buram buluverdim. Cennet kokusu taşıyordu, Adaçayı, Hanımeli, Akasya birazda, en keskini Gül dü. Sen bastonun ve aksayan bacağınla öyle tonton, duaların, radyodaki arkası yarınlar, Zeki Müren’den şarkılar la ulaştın.

Ben çocuk oldum, köprünün açılışını seyrettim seninle, sen sepet ördün, akasyada ki salıncağa takılmış bacağınla bizi bekledin, Gazino İzmir’den dönüşümüzü yıldızların altında. Kafama geçirdiğim Vita kutusunu çıkarıp, okşadın. Kundaktaki kardeşimin beşiğini salladın. Defneleri budarken sen, tepenin üstündeki kayanın tepesine çıkıp kayayı ayağına yuvarladım.
Images

Kitap


Dün sayfanın bir paragrafında hiç de beklemediğim bir anda C nin ağladığını gördüm, şaşırdım. C bu nasıl ağlar hemde hiç beklenmedik bir cümlede. N nin coşkuyla dolu paragrafının orta yerinde kullandığı cümlelerin C nin kendi sayfasındaki paragrafı farklı şekilde oluşturan cümleler olduğunu anladım.

Sonra tüm harfler bir araya geldik, bir sayfada, belkide bir paragraftır sadece ne fark eder? Ortaya çıkan metnin muhteşemliği önemli olan. Sonra , koyduk . vardı. ! çoğunluktaydı, kimi zaman? leri zamanı size bırakmayıp yaşadık. ... larla uzadık ( lar açtık kapatamadığımız. Cümlede yerler değişti, paragraflar yenilendi. Sayfa bir sonraki sayfanın ilk cümlelerine tanıklık etti. Sararmış bir sayfadan bir şeyler silindi, mürekkebi saf cümleler oluştu.
Images

CAN


Canlar vardı eteğimde yüreğimde sevgi, kayıptılar uzun zaman önce doldurdum üst, üste. Bilemedim çocuktum, koca meşede anlatmadı, canların içinden fırladığı çalılıklarda. Eteğimde canlar vardı, yüreğimde sevgi sadece öyle tırmandım o yokuşu. Yokuş yetti canlara, arada sıkışanlara sevgi yetmedi, sen yettin yokuşun başında ben bittim.

Images

Yaşamak güzel şey

Bilgisayarın başında ekranı tararken, sözcüklerin arasından toprak ve sıcak çam kokusu gelince burnuma dayanamadım. Ormanın hemen yanındaki parka çıktım, hazanda dayanamamış salmıştı gözyaşlarını. Islak toprak ve ferahlamış çam kokuları çektim içime. Ormanın yanı başında yürürken Nazımın dizeleri geldi aklıma "Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine" dizelerini düşünürken, orman sayfalarını açtı bana "oku" dedi.

Çam ağacına sarılmıştı sarmaşık, delicesine tutkuyla, varamayacağı yerlere varmıştı onun sayesinde, ormanın sıklığından ulaşamadığı güneşe ulaşmıştı ya. Çam sararıp solmaya başlamıştı, sarmaşığın kökleri ve yapraklarıyla kaplı bedeninde kendi soymuğundan, sakızından eser kalmamıştı. Kendi varlığını sürdüremeyen çam yaşamaktan vazgeçip ölümü seçmişti. Bakımsız orman kendi kendini yenilemeyen bir hale gelmişti, fırlatılmış pet şişeleri arasına biri astım ilacı tüpü bile atmıştı da nefes almakta zorlandığında onu kullanır her hal.
Images

Fuat Hocama

Bu bayram aklımda kalan, bayramı bayram yapan güzel insana. Lise yıllarımda piyanonun tuşlarına dokunarak bize müziği sevdirmekle kalmaz, esprileri ile gülmekten kırar geçirirdi. Kahrolası flütü üfle yemediğimden çok sevme semde dersi O'nun varlığı piyanosu yeterdi.