Images

İHALE

 Tam da bu sırada olacak işmi? Nasıl bu kadar unutkan olabilirsin anlamıyorum.  Kahrolası kredinin


çıkmaması ne demek Allah aşkına? Bütün bunlar olup biterken sen neredeydin? Tamam kapat telefonu istifanı verirsin muhasebeye uğrarsın.

İnanamıyorum azizim bu kadar güvenmişim ben sana. Yok beni aramış ulaşamamış da, müdür beyin haberi varmış. Yahu dünya kadar para veriyoruz bunlara, biraz dinlenelim dedik, başımıza gelene bak. Ben şimdi bu müdürümü paralayım, finans sorumlusunu mu ne işe yaramaz adamlarla çalışıyoruz. Düşünsene bir kere bu ihaleye iki ay gece gündüz çalıştık, hazırlandık. Güme gitti, ne diye cem ben şimdi kayınpedere?  İşi kaçırdık diyemem bir kılıf bulmam lazım. Tam da Nil'i ikna etmişken ayrılmaya. 

 Neler diyorsun, ayrılıyor musunuz?

 Evet, sonunda ikna oldu. Şirketin ve işlerin selameti içinde ayrılığı isteyen oymuş gibi anlatacak Hikmet Efendiye. Ama bu ihale işi çok kötü oldu. Bir şeyler bulmalıyım. Şirketteki yerim vazgeçilmez biliyorsun. On dört yıldır Nil'in her türlü kaprisine katlanmam, sakat bir çocuğa babalık etmeye çalışmam. Artık dayanamıyorum. Sanki her şeyin sorumlusu benmişim gibi davranan Hikmet belası. Tam hepsinden kurtulacağım derken. 

Efkan neler yapıyorsun bilmiyorum dikkatli ol. Hikmet bey işlerden bu kadar elini çekti mi gerçekten? Hem o paravan şirketle son yıllarda yaptıkların, işlere göz yumar belki. Aile denince akan sular durur onun için. Vedat senin de oğlun bunu unutma.

Sus lütfen biliyorum. Ama katlanamıyorum artık ne yapayım? Hem bu benim suçum değil ki, eksik gen ondan geçmiş olmalı. Selma'dan doğan çocuğumu sende tanıyorsun, sapasağlam maşallah. Onlarla yaşamak istiyorum artık. Dokuz yıldır, onun o salya sümük haline de katlanamıyorum, bir kere baba bile demedi. 

Sana inanamıyorum. Nil'e aşıktın sen, bu kadar kopmanız. Selma'yı bilmiyor değil mi?  Üç yıldır biter diye düşünmüştüm. Çocuk olunca kapıldın ona kabul et.

Bilmiyorum valla, ama şu bir hafta kaçamak onlardan vazgeçemeyeğimi gösterdi bana. Hem her şeyi ayarladım. Olmadı İsviçre'deki hesaplardan bloke edip bu ihaleyi halletmeliyim. Bu benim kurtuluşum olacak.  Sahi sen ne yaptın Allah aşkına hala Enginle evliyim deme bana. 

Ön dördüncü yıldönümümüz hafta sonu çok uğraşmamıza rağmen çocuk sahibi olamadık ama, evlat edeniceğiz yakında. 

 Aptal aşık ha, hep böylesin sen. İnsanın kendi çocuğu gibi olur mu? Sibel yıllardık yangın sana, bi yoklasan çoktan baba olmuştun ama nerdee. 

Saçmalıyorsun iyice utanma diye bir şey var. Sibel arkadaşımız bizim olurmu hiç diyeceğim ama sen öyle çok şeyi unutmuşsun ki üzülüyorum. 

Tamam tamam başlama yine ben artık o ben değilim, kırk yılın başı oturduk içimi açtım söz verdin. Bu ihale benim için her şeyden önemli. Banka müdürüyle görüşmemi sağla yeter, hallederim ben. Bak sen işte yine arıyor.

Tamam Selma , kapat söz akşam geleceğim. Umut'a ben bakarım sen uyursun.


Nurten Yurt



Images

PLAJ YOLU

  Ağustosun yakıcı sıcağı yerini Eylülün rüzgarlarına bıraktı artık. Sahil iyice tenha bu sonbahar.  Bir


tuhaf kış gibi bir yalnızlığı var. Serviler yazın pek bir ayrı kalmış olacak ki pek memnunlar rüzgardan. İki yana savrularak kucaklaşmaktalar. Sokağın martılarıyla kargaları bir türlü barışamadılar. Pandemiden kalma açlıklarının bu kavgada bir payı olsa gerek. Zira çöplerden çıkardıkları ganimeti paylaşırken pek bir savaşmışlardı. 

 Yağmur çiseliyor, yağı cam deyip nazlanıyor . Güneş hepten yasaklı gri bulutlarla kaplı gökyüzü pek bir gamlı. Caddenin maskelileri, maskesizleri telaşla koşuşuyor. Kaldırımlardaki çınar yaprakları bir o yana bir bu yana savrulurken, meydanın sahipsiz sahiplerinin havlamaları duyuluyor. Ne çok teneke kutu var, trafik ışıklarında kornalarıyla susmayan. Akıp gitmeyen, tıkanan trafikte bağrışan bağrışana. 

 Kaldırımın bir köşesinde gencin çaldığı keman sesi yıkıyor ruhumu. Bütün sesler susuyor, uçuşan çınar yapraklarından biri sol omzumda dinleniyor. Parmaklarımla okşayıp cebime atıyorum. Eylül gitme biraz daha kal ne acelen var. Plaj yolu pek bir tenha, insan seli sokaklar yok artık. Tek tük seyyar satıcılar, ah neler gördü bu sokaklar. Kolonya yokluğunda kovaya doldurulmuş küçük kolonyalar, ne çabuk akıyor zaman. Sahil kimsesizliğe bürünmüş, vefalı dostları martılar. Kediler kaçmış, köpekler pek zayıflamışlar.

Dalgalar bıkıp usanmadan kıyıyı yalıyor, müsilaj bile korkup kaçmış bu havadan. Uzaklarda bir kaç tekne var. Adalar uzaklaşmışlar sanki. Uçuşan ne varsa, ya denize atıyor kendini yada sahilde bir köşeye takılıp kalıyor.  Ben yine dalgalara bırakıyorum ne varsa alıp götürsün egeye. Gökyüzünde bir kaç bulutla selamlaşıyorum. Arada nazlı bir gelin gibi çıkan güneşe sitemim, gitme biraz daha kal. Bir tekir yavrusu geliyor pek çelimsiz rüzgarda savruluyor. Bir okşamayla mest, köşedeki bira şişesini bırakıp nevalesini paylaşıyor yavruyla. Kimsesizin halinden anlayan bir kimsesiz her daim mevcut. 

 Denizin sesini dinliyorum, dalgaların melodisi pek bir hüzünlü bu sonbahar. Kış gibi bir yalnızlığı var, gitme diyorum Eylüle. Biraz daha kal, sana ihtiyacım var.


Nurten Yurt

Images

BURUN

  İstemem eksik olsun diye başlar Cyrano De Bergerac'ın o ünlü tiradı. Ruhumda bir yerlere sinmiş


sözcükleri. Burun diye söze başlayınca çıkıp geliverdi. Meğer ne çok şey biriktirmişim dönüp baktığımda, yansıyanlar benden aynaya.  O deli özgürlük, bırakıp gitmeler, yarım kalmış onlarca projeler. İstemem eksik olsun diye, ne çok eksilmişim. 

 Burnu büyüklük değil bendeki tamamen burunsuzluk.  Evet bayım bilemedim işte kokladığım Eylül kokusu aklımı başımdan almış. On dördün verdiği deli kan,  aymazlığım bundan. Şiire, sayfalara dalmışım, karşımda boğazın incisi, gecenin parlement mavisinde yıldızlar deli gibi ıslandığım yağmurlar.

Söylesene burnum olmasa iki gözün, kaşın gamzenin ne hükmü var?  Koklayamazsan toprağın kokusunu, nebatın çiçeğin rahiyasını, hayatın ne anlamı var? Şöyle bir sümküremiyorsan içini dolduğunda gözlerin, sızlamıyorsa burun direğin, hükmün mü var?

Şöyle bir kaldırdığımda burnumu, iki yana salladığımda anlamıyorsan, sen ben değilsin bayım. Bendeki bu burunsuzluk sendeki umarsızlık. Oysa öyle değildi, ilk burnum değmişti burnuna, ruhunun kokusunda erimişti. Sahi sonrakiler istemem eksik olsun, edimsizlikti.  

Geçmişin kokusunu duymak istemediğimden olsa gerek.  Öyle çok sızlamış ki burun direğim dayanamamış düşüvermiş burnum. Mesele değil artık benim için biliyor musun, öyle derin koklamışım ki alemi cihanı, ademi tarikatı. Gerek kalmadı ona. İstemem eksik olsun, burunsuzda yeterim ben bu dünyaya.


Nurten Yurt