Images

Kitap


Dün sayfanın bir paragrafında hiç de beklemediğim bir anda C nin ağladığını gördüm, şaşırdım. C bu nasıl ağlar hemde hiç beklenmedik bir cümlede. N nin coşkuyla dolu paragrafının orta yerinde kullandığı cümlelerin C nin kendi sayfasındaki paragrafı farklı şekilde oluşturan cümleler olduğunu anladım.

Sonra tüm harfler bir araya geldik, bir sayfada, belkide bir paragraftır sadece ne fark eder? Ortaya çıkan metnin muhteşemliği önemli olan. Sonra , koyduk . vardı. ! çoğunluktaydı, kimi zaman? leri zamanı size bırakmayıp yaşadık. ... larla uzadık ( lar açtık kapatamadığımız. Cümlede yerler değişti, paragraflar yenilendi. Sayfa bir sonraki sayfanın ilk cümlelerine tanıklık etti. Sararmış bir sayfadan bir şeyler silindi, mürekkebi saf cümleler oluştu.
Images

CAN


Canlar vardı eteğimde yüreğimde sevgi, kayıptılar uzun zaman önce doldurdum üst, üste. Bilemedim çocuktum, koca meşede anlatmadı, canların içinden fırladığı çalılıklarda. Eteğimde canlar vardı, yüreğimde sevgi sadece öyle tırmandım o yokuşu. Yokuş yetti canlara, arada sıkışanlara sevgi yetmedi, sen yettin yokuşun başında ben bittim.

Images

Yaşamak güzel şey

Bilgisayarın başında ekranı tararken, sözcüklerin arasından toprak ve sıcak çam kokusu gelince burnuma dayanamadım. Ormanın hemen yanındaki parka çıktım, hazanda dayanamamış salmıştı gözyaşlarını. Islak toprak ve ferahlamış çam kokuları çektim içime. Ormanın yanı başında yürürken Nazımın dizeleri geldi aklıma "Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine" dizelerini düşünürken, orman sayfalarını açtı bana "oku" dedi.

Çam ağacına sarılmıştı sarmaşık, delicesine tutkuyla, varamayacağı yerlere varmıştı onun sayesinde, ormanın sıklığından ulaşamadığı güneşe ulaşmıştı ya. Çam sararıp solmaya başlamıştı, sarmaşığın kökleri ve yapraklarıyla kaplı bedeninde kendi soymuğundan, sakızından eser kalmamıştı. Kendi varlığını sürdüremeyen çam yaşamaktan vazgeçip ölümü seçmişti. Bakımsız orman kendi kendini yenilemeyen bir hale gelmişti, fırlatılmış pet şişeleri arasına biri astım ilacı tüpü bile atmıştı da nefes almakta zorlandığında onu kullanır her hal.
Images

Fuat Hocama

Bu bayram aklımda kalan, bayramı bayram yapan güzel insana. Lise yıllarımda piyanonun tuşlarına dokunarak bize müziği sevdirmekle kalmaz, esprileri ile gülmekten kırar geçirirdi. Kahrolası flütü üfle yemediğimden çok sevme semde dersi O'nun varlığı piyanosu yeterdi.

Images

Söz Vermişti

Kahretsin diye söylendi. Tamam söz vermişti yapacaktı bunu ama böyle değil, o bir sahil kasabasında plaja giderken gökyüzünden ve asfalttan yansıyan ateşten usanmış. Biraz ötede hızla geçen motorun rüzgarını hissedince, bir gün hiç tanımadığı bir motorcunun arkasına binip hızla yol alacağı için söz vermişti. İstanbul'un orta yerinde otobanda, kasksız, hemde onunla olacak iş değildi ya. " Korkma" dedi bu kez ama, O değil, içindeki ses.

Images

Ya(zş)amamak

Kahrolası kahramanı nereye yerleştireceğini bilemiyordu bir türlü. Aslında hiç de yeri yoktu, bu kadar ilerlemişken nasıl sokacaktı romana onu. İşin kötüsü bir kitabın sayfasından değil, yanlış girilen bir sokağa açılan diğer karanlık bir sokaktan küt diye çıkmıştı karşısına. Aslında takmazdı kafasına ya söylenmeyecek kelimeyi söylemiş dalına basmıştı bir kere. "Korkma"

Images

İlmikler



Kahrolası ilmikler bir türlü durmuyorlardı şişin üzerinde, her defasında şişin ucundan kaçıyorlar o ise bunu ancak çok sonra fark ediyordu. Motifin bir yerlerinde yanlış yapıyor, renkleri istediği gibi kullanamıyor, ilmiğin biri hep kaçmış oluyordu.

 O da şişi ilmiklerin arasından çekip çıkarıyor, söküyordu ve tekrar sarıyordu yünleri. Yeşilleri, sarıları,kırmızıyı, pembeyi, beyaz az kalmıştı, siyah hep fazlaydı nedense.Pembeyle ilmekler atıp örüyordu, motifler oluşuyordu pembe beyaz seviniyordu. Sonra nereden çıktığı belli olmayan siyah ilmekler beliriyordu aralarında, ilmekler kaçıyordu şişin ucundan. Çekiyordu şişi ilmiklerin arasından söküyordu ördüklerini yeniden sarıyordu yünleri.

Sarı yünü örerken güneş doğuyordu, ısıtıyordu içini, seviyordu sarılar gittikçe kahverengine dönüşüyor. İçi bunalıyor sevmiyordu kahverengini zaten birkaç ilmekde kaçıyordu aradan çekiveriyordu şişi. Maviyi örüyordu bu kez gökyüzü geliyordu aklına sonra deniz, mavinin arasındaki beyaz ilmiklere, dalgalar diyordu, bazende bulut oluyordu çoğalırsa. Derken mavi grileşiyordu, gri koyulaştıkça içi doluyordu, bunalıyordu. Siyahlar beliriyordu, siyahı hiç sevmiyordu. İlmekler yine kaçıyordu şişi çekip yine söküyordu ilmikleri.

Yeşili takıyordu şişlere ilmek ilmek, bahar geliyordu aklına, hayatındaki baharları örüyordu tek tek. Yeşilin aralarına beyaz tomurcuklar dolduruyordu öbek öbek. İlmek deki ipler sararıp kızıllaşıyor siyahlar üşüşüyordu yine sevmiyordu siyahı, çekiyordu şişi ilmiklerin arasından söküyordu tek tek.
Son zamanlarda sadece bunu yapabiliyordu örgü örmek, zihnide tıpkı bu ilmikler gibi ona oyun ediyordu. Bir gelip bir gidiyordu, birileri ona oyun ediyor ipi çekiyor hatıralar bir bir sökülüyordu zihninden. Alzheimer demişti doktor ne demekse, inatla direniyordu vazgeçmeyip örecekti.
Şişlere baktı, sonra yanındaki rengarenk yumaklara turuncuyla attı ilmekleri sabah güneşini doğuruyordu ilmek ilmek, maviler geldi sonra aralarında beyazlar, lakin lacivertte batıyordu güneş, siyah ilmek ilmek siyahı istemiyordu. Çekiverdi şişi söktü ördüklerini tek tek.

Nurten Yurt