Da Vincinin tablosunu severdi, duvarlarında asılı olsaydı. Konsolun üzerindeki gülen Buda heykelinin göbeğinden de oldum olası nefret etmişti. Bu saçma eşyaları salona ne zaman doldurmuştu? Artık hatırlamıyordu. Salondaki horultuya dayanamayıp uyanmıştı. Kanepenin üzerinde sızıp kalmıştı yine.
Büyük yemek masasına kaydı gözleri. Tiksinerek çöktü sandalyeye. karışmış kağıtlar, kirli kurumuş tabaktaki artıklar, ekmek kırıkları yine aynı değişmez tablo. Kemikli parmaklarını açıp kapattı, nefesini boşalttı. Allahtan dokunmamıştı, masanın üzerindeki alt damak dişlerin arasındaki yosunlar, akşamki balık, salata kalıntılarıydı.
Salona geçerken masadaki tırtıklı ekmek bıçağının soğuk çeliğinde gördü aksini. Konsolun üzerindeki Budanın heykelini ne ara kaldırmıştı? Hırıltı kesildi. Tırtıklı işe yararmıy dı ? Neşter daha işlevseldi. Bisturi ise açılan yarıktan boşalan bağırsaklarda işe yarardı. Boğum boğum kanlı bağırsaklardan şişlerle örgü örmeyi düşledi. Tırtıklar izin vermedi. Yeşil safra kanla karışıp, bok sarısı bir renk oldu. Sırıtan Buda heykelini aşarak krem rengi halının üzerine akıyordu. Durmadı tırtıklı kasıklarına doğru indi. Yumurtalar, yumuşak ekmek kıvamında parçalanarak ufalandılar.
Midenin artıklarından akşamki kabak tatlısı, üzücü bir haldeydi. Mide asidinin eritemedikleri sızarak, tuvaldeki yerini aldı. Tırtıklı bıçakla narin fırçadan daha usta olduğunu, nefesini bırakınca anladı. Tuhaf bir şekilde hafifledi. Uçacak gibi, sahi o Melek miydi.
Ellerini yokladı, ince beyaz kemikleri yerli yerinde, Terebentine bile ihtiyacı yoktu. Masanın üzerindeki dişleri peçeteyle kavradı. Tırtıklıyla beraber, banyodaki diş fırçası da çöpün dibini boyladı. Suyu açtı ellerini Arap sabunuyla kırkladı. Beyaz fayanstan kayan köpüklerin temizliğini kokladı. Ayna buharla kaplanmıştı.
Sessizliğe bürünen salona geçerken çok rahattı. Işığı açtı, masanın üstündeki telefona uzandı. Dönüp eserini fotoğrafladı. Fotoğrafta duvarını süsleyecek bir sanattı.
Nurten Demircioğlu

0 yorum :